<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Mehmet TAŞTAN Kişisel Web Sayfası &#187; Günün Yazısı</title>
	<atom:link href="http://www.mehmettastan.com/kategori/yazarim-bazen/gunun-yazisi/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.mehmettastan.com</link>
	<description>Mehmet TAŞTAN</description>
	<lastBuildDate>Mon, 28 Jun 2010 13:46:54 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr-TR</language>
		<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
		<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.8.1</generator>
	<item>
		<title>Özal ve devlet adamlığı</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/ozal-ve-devlet-adamligi.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/ozal-ve-devlet-adamligi.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 18 Apr 2010 09:37:31 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=675</guid>
		<description><![CDATA[İsmail KAPAN Çok bilinen o klasik cümle ile başlayalım: Her siyasetçi devlet adamı değildir&#8230; Peki devlet adamlığının özellikleri nedir? Bilgili, basiretli, cesaretli, kararlı, samimi, fedakâr, etkili; kısacası yüklendiği misyona uygun olarak, herkesten daha geniş vizyonlu ve bu vizyona paralel biçimde düşüncelerini hayata geçirmek için gerekli riskleri almaktan çekinmeyen kişidir devlet adamı&#8230; Vefatının 17. yıl dönümünde, [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="250" height="148" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/ismailkapan.gif" alt="" width="49" height="59" /></p>
<p>İsmail KAPAN</p>
<p>Çok bilinen o klasik cümle ile başlayalım: Her siyasetçi devlet adamı değildir&#8230; Peki devlet adamlığının özellikleri nedir? Bilgili, basiretli, cesaretli, kararlı, samimi, fedakâr, etkili; kısacası yüklendiği misyona uygun olarak, herkesten daha geniş vizyonlu ve bu vizyona paralel biçimde düşüncelerini hayata geçirmek için gerekli riskleri almaktan çekinmeyen kişidir devlet adamı&#8230; Vefatının 17. yıl dönümünde, dün merhum Turgut Özalın kabri başına binlerce kişiyi cezbeden şey, hiç şüphesiz onun devlet adamlığı özellikleri ve dolayısıyla halkın gönlünde taht kurmuş olması idi.</p>
<p>Özalın her biri devrim niteliğinde olan icraatını tek tek sayacak değiliz elbet! Amma velakin Türkiyeye pek çok ilki yaşatan, pek çok yeniliği getiren; o güne kadar kimsenin telaffuz etmeye cesaret edemediği sözleri söyleyen kişi idi Rahmetli Özal&#8230;</p>
<p>Başbakan Erdoğan, dün bazı edebiyatçı ve yazarla yaptığı toplantıda şunları söyledi; Elbette eksikler var, elbette ideale ulaşmış değiliz ama, artık dün konuşulamayanların serbestçe konuşulduğu, dün dokunulamayanların dokunulduğu, Türkiyenin her meselesinin demokratik bir olgunluk içinde tartışılabildiği bir sürecin, devam eden bir sürecin içindeyiz&#8230; dedi. Başbakan Özalın vefat yıl dönümüne işaret edince, birden Özallı günlere gitti aklım&#8230; Mesela: Kürtçe konuşmak yasaktır&#8230; kararnamesini çıkaran, 12 Eylül ihtilal yönetiminin başı olan Kenan Evrenin de hazır bulunduğu; kızının düğününde İbrahim Tatlısese, Bir tane de Kürtçe söyle artık&#8230; diyen Özaldı! (Yanlış hatırlamıyorsam, Evren bunun üzerine salonu terk etmişti&#8230;)</p>
<p>1983te Özal iktidara geldiğinde, ihtilal ortamı devam ediyordu ve kendisi başbakan olarak protokolün ancak 16. sırasında yer alıyordu&#8230; Ama o kısa zamanda inisiyatifi ele aldı ve çok geçmeden bütün tabulara tek tek dokunmaya başladı. Merhum Özal Kürt meselesi için, Federasyon dahil her şeyi konuşalım (şüphesiz federasyonu kabul edecek veya ona geçit verecek değildi!) dediğinde; o güne dek hiçbir siyasi kişi, açıkça Kürt meselesini telaffuz etme cesaretini dahi gösterememişti.</p>
<p>Daha sonra Demirel, Kürt realitesini tanıyoruz&#8230; beyanında bulundu ancak, gerisini getiremedi. Şayet Özalın yirmi sene önce ortaya koyduğu vizyona uygun şekilde, bir politika sürdürülebilseydi, belki de binlerce vatandaşımız terörden hayatını kaybetmemiş olacaktı. Ne yazık ki kendi ifadesiyle, siyaseti bir Rodeo oyunu zanneden ve bu oyunda boğa veya at üzerinde en fazla süre kalmayı başarı addeden Sayın Demirelden; böyle bir politik açılım beklemek beyhude idi.</p>
<p>Sayın Erdoğanın; Statükoyu sürdürmek artık mümkün de değil, Türkiyenin menfaatine de değil. Biz idareyi maslahat yapmayı, durumu idare etmeyi, suya sabuna dokunmadan iktidarda kalmayı bir politika olarak görmüyoruz&#8230; sözü, Özalı anma gününde, bana çok ferahlık verdi. Allah Rahmet eylesin!..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/ozal-ve-devlet-adamligi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kıymetli nasihatler</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/661.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/661.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 25 Mar 2010 08:47:03 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=661</guid>
		<description><![CDATA[  M.SAİD ARVAS Hulefai Raşidinin dördüncüsü, cennetle müjdelenen on kişiden bir tanesi, Sevgili Peygamberimiz aleyhisselamın damadı Hazret-i Ali radıyallahü anh, büyük bir suikasta uğramış ve ağır yaralı olarak hane-i saadetlerine nakledilmişti. Aldıkları o darbe neticesinde de şehadet mertebesine kavuştu&#8230; Şehit olmadan önce yavrularını topladı ve onlara nasihatlerde bulundu. Ancak bizler de bu nasihatlerden istifade etmeliyiz. [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="115" height="115" /></p>
<p><strong> </strong></p>
<p><strong><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/m.saidarvas.gif" alt="" width="47" height="57" />M.SAİD ARVAS</strong></p>
<p>Hulefai Raşidinin dördüncüsü, cennetle müjdelenen on kişiden bir tanesi, Sevgili Peygamberimiz aleyhisselamın damadı Hazret-i Ali radıyallahü anh, büyük bir suikasta uğramış ve ağır yaralı olarak hane-i saadetlerine nakledilmişti. Aldıkları o darbe neticesinde de şehadet mertebesine kavuştu&#8230; Şehit olmadan önce yavrularını topladı ve onlara nasihatlerde bulundu. Ancak bizler de bu nasihatlerden istifade etmeliyiz. Çünkü bunlar hepimiz için yapılan nasihatlerdir. İlmin Kapısı olan Hazret-i Alinin nasihatleri, nasihatlerin en güzelidir. İşte o altın nasihatler:</p>
<p>1. Yavrularım&#8230; Yalnız da kalsanız, insanlar arasında da bulunsanız daima Allahtan korkunuz, takva üzerinde bulununuz. Çünkü Rabbiniz daima sizi görür ve yaptıklarınıza şahittir. Bir bedevi zat gelir, Peygamberimiz aleyhisselama ve sorar: Ben çok günah işledim. Benim için tövbe olur mu? Tövbe edersem Rabbim kabul eder mi? O da Evet. Tövbe kapısı açık. Tövbenin şartları yerine getirilirse tüm günahlar af edilir buyurdular. Adam bu müjdeyi aldıktan sonra tekrar sorar: Bu günahları işlediğim zaman Rabbim beni görüyor muydu? Peygamberimiz de Evet diye cevap verir. O da, Eyvahhhh!.. diye feryat eder ve ruhunu teslim eder.</p>
<p>2. Neşeli olduğunuz zamanda da, kızgın olduğunuz zamanda da söylediğiniz sözlere dikkat ediniz. Daima hak söz söyleyiniz. İnsan kızdığı zaman ne söylediğinin farkına varamaz. Şeytanın insana en çok musallat olduğu zaman, onun kızgın olduğu zamandır. Büyük şeytan yavrularına şöyle nasihatte bulunur: İnsanlara günah işletebilmeniz için elinizde iki büyük silah vardır. Bunu iyi kullanırsanız aldatamayacağınız insan çok azdır. Birincisi nefsanî arzularını tahrik ettiğiniz, ikincisi onları öfkelendirdiğiniz zamandır. Bu yüzden konuştuklarınıza çok dikkat ediniz!</p>
<p>3. Zengin de olsanız, fakir de olsanız, israftan sakınınız. İsraf haramdır. Bir gün Sad ibni Ebu Vakkas radıyallahü anh bir nehirde abdest alır. Suyu bol gördüğü için fazla kullanır. Gerçi kullandığı su tekrar nehre akıyordu, buna rağmen Peygamberimiz aleyhisselam ona ikazda bulundu: Niçin suyu israf ediyorsun ya Ebu Vakkas? Basit gördüğümüz şeylerde bile çoğu zaman israf edebiliyoruz.</p>
<p>4. Hüküm verdiğiniz zaman karşınızdaki dostunuz da düşmanınız da olsa adil davranınız. Taraf tutmayınız. Çünkü verdiğimiz hükümlerden hesaba çekileceğiz.</p>
<p>5. Yavrularım. Yorgun olduğunuzda da, zindeyken de ibadetlerinizi ihmal etmeyiniz. Vakit çok kıymetlidir. Vaktinizi değerlendiriniz. Hazret-i Osman radıyallahü anh buyuruyor: Cenab-ı Hak, size bu hayatı ve dünyayı verdi ki onunla ahiretinizi kazanasınız diye. Yoksa dört elle sarılasınız diye değil.</p>
<p>6. Her halükârda Cenab-ı Haktan gelene razı olunuz. Size huzur ve saadet de verse, sıkıntı ve hastalık da verse kaderinize rıza gösteriniz. Biz Rabbimizden razı olursak o da bizden razı olur. Biz onu unutursak o da bizi unutur.</p>
<p>7. Yavrularım&#8230; Sonu cennet olan bir hayatta şer yoktur. Sonu cennet olan bir hayatta kötülük olamaz. Sonu ateş olan bir hayatın da hiçbir kıymeti yoktur. Bütün nimetler, cennet nimetlerine nispeten hiçtir. Bütün belalar da cehennem azabına nispetle afiyettir. Yanmak çok zor bir şeydir. Dünyadaki yanmak bile insanı ne kadar sıkıntıya sokar, üzer. Halbuki birkaç dakika sürer. İnsan ölünce acıyı bir daha duymaz. Ama cehennemde yanmak öyle birkaç dakikayla, saatle veya günle bitmiyor. Hem sonra cehennem ateşiyle dünyadaki ateş mukayese edilemez.</p>
<p>8. Kendi ayıp ve kusurlarını gören, başkalarının ayıp ve kusurlarıyla ilgilenmez. Kendi kusurlarını gidermeye çalışır. Cenab-ı Hakın ona verdiğine razı olan, üzüntü çekmez. Rabbim benim kısmetimi bu kadar yaratmış, benim için bu daha hayırlıdır. O beni annemden daha çok seviyor diyerek, teslimiyet içerisinde bulunur. Biz başkalarının ayıplarını örtersek, Rabbimiz de bizim ayıplarımızı örter. Başkalarının ayıplarını açıklayan da, aynı ayıpla hallenmeden ruhunu teslim etmez.</p>
<p>9. Yavrularım&#8230; Kim kibirlenirse alçalır, kim aklına güvenirse pişman olur. Çok konuşanın çok hatası olur. Bir evlada bırakılacak en güzel miras güzel ahlâktır. Güzel ahlâk sahibi olan kişi kıyamette Peygamberimiz aleyhisselama en yakın kişi olacak insandır&#8230;</p>
<p> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=437190">http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=437190</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/661.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Büyükler temizlenmeli, küçükler kirletilmemeli!..</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/buyukler-temizlenmeli-kucukler-kirletilmemeli.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/buyukler-temizlenmeli-kucukler-kirletilmemeli.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Mar 2010 11:40:47 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=598</guid>
		<description><![CDATA[Osman ÜNLÜ Büyüklerin işledikleri günâhların tövbe ederek temizlenmesi gerektiği gibi, küçüklerin de, inkâr ve günah pisliğine bulaştırılarak kirletilmemesi lâzımdır&#8230; Dünyada rahata, huzûra kavuşmak, âhirette de, sonsuz azâbdan kurtulup, ebedî nimetlere kavuşmak, ancak takvâ ile yani harâmlardan, günâhlardan temizlenmekle nasîb olur. Bu dünyâda, bedensiz rûh olmadığı gibi, beden ibâdet yapmadan ve günâhlardan kaçınmadan da, kalb, temiz [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="115" height="115" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/osmanunlu.gif" alt="" width="49" height="59" /><strong> </strong></p>
<p><strong>Osman ÜNLÜ</strong></p>
<p>Büyüklerin işledikleri günâhların tövbe ederek temizlenmesi gerektiği gibi, küçüklerin de, inkâr ve günah pisliğine bulaştırılarak kirletilmemesi lâzımdır&#8230;</p>
<p>Dünyada rahata, huzûra kavuşmak, âhirette de, sonsuz azâbdan kurtulup, ebedî nimetlere kavuşmak, ancak takvâ ile yani harâmlardan, günâhlardan temizlenmekle nasîb olur. Bu dünyâda, bedensiz rûh olmadığı gibi, beden ibâdet yapmadan ve günâhlardan kaçınmadan da, kalb, temiz olmaz. Günâhlardan temizlenmedikçe, ibâdetlerin faydası olmaz ve hiçbirine sevâb verilmez. Kötülüklerin en kötüsü, küfür yani inkârdır. Îmânı olmayanın hiçbir iyiliğine sevâb verilmez. Bütün iyiliklerin temeli, takvâ yani haramlardan, günahlardan kurtulmak, temizlenmektir.</p>
<p>Beş vakit namâz kılan, her gün beş kerre yıkanıp temizlenen kimse gibi, günâhlardan temizlenir. Her gün beş vakit namâzı doğru olarak kılana yüz şehît sevâbı verilir. Ankebût sûresinin 45. âyet-i kerimesinde meâlen;</p>
<p>(Kusûrsuz kılınan bir namâz, insanı pis, çirkin işleri işlemekten korur) buyuruldu.</p>
<p>Her günâhı yaptıktan sonra tövbe etmek farzdır. Her günâhın tövbesi kabûl olur. Peygamber efendimiz;</p>
<p>(Günâhlardan tövbe eden, günâhsız kimse gibidir) buyurmuştur.</p>
<p>TÖVBENİN KABUL OLMASI İÇİN&#8230;</p>
<p>İmâm-ı Gazâlî hazretleri;</p>
<p>Şartlarına uygun yapılan tövbe, muhakkak kabûl olur. Tövbenin kabûl edileceğinden değil, tövbenin şartlarına uygun olmasında şüphe etmelidir buyuruyor.</p>
<p>Tövbe edilmeyen herhangi bir günâhtan Allahü teâlâ intikâm alabilir. Çünkü Allahü teâlânın gadabı, günâhlar içinde saklıdır. Yüz bin sene ibâdet eden makbûl bir kulunu, bir günâh için, sonsuz olarak ret edebilir ve hiçbir şeyden çekinmez. Nûr sûresinin 31. âyet-i kerîmesinde meâlen;</p>
<p>(Ey müminler! Hepiniz, Allahü teâlâya tövbe ediniz! Tövbe etmekle kurtulabilirsiniz) buyurulmuştur.</p>
<p>İmâm-ı Rabbânî hazretleri;</p>
<p>Kıymetli ömrümüz, günâh işlemekle, kusûr, kabâhat yapmakla, yanılmakla, faydasız, luzûmsuz konuşmakla geçip gidiyor. Bunun için; tövbeden, Allahü teâlâya boyun bükmekten söyleşmemiz, vera ve takvâdan konuşmamız hoş olur buyurmaktadır.</p>
<p>Büyüklerin işledikleri günâhların tövbe ederek temizlenmesi gerektiği gibi, küçüklerin de, inkâr ve günah pisliğine bulaştırılarak kirletilmemesi lâzımdır. Nitekim Peygamber efendimiz;</p>
<p>(Bütün çocuklar Müslümânlığa uygun ve elverişli olarak dünyâya gelir. Bunları, sonra anaları, babaları Hristiyan, Yahûdî ve dinsiz yapar) buyurmuşlardır.</p>
<p>Evlât, büyük nimettir ve nimetin kıymeti bilinmezse, elden gider. Bu sebeple, her Müslümânın birinci vazîfesi, evlâdına İslâmiyyeti ve Kurân-ı kerîmi öğretmek olmalıdır. Çocuğun ilk mürşidi, rehberi anasıdır. Anasından din ve ahlâk ilimlerini öğrenen çocuk, dinsiz, kötü arkadaşlara ve din düşmanı yayınlara aldanmaz, ana, babası gibi, iyi bir Müslümân olur. Evlât, ana baba elinde bir emânettir. Çocukların temiz kalbleri kıymetli bir cevher gibidir. Mum gibi, her şekli alabilir. Küçükken, hiçbir şekle girmemiştir. Temiz bir toprak gibidir. Temiz toprağa hangi tohum ekilirse, onun meyvesi hâsıl olur. Çocuklara îmân, Kurân ve Allahü teâlânın emirleri öğretilir, yapmaya alıştırılırsa, din ve dünyâ saâdetine ererler. Bu saâdette anaları, babaları da ortak olur. Eğer bunlar öğretilmez ve alıştırılmaz ise, bedbaht olurlar. Yapacakları her kötülüğün günâhı, ana babaya da verilir. Tahrîm sûresinin 6. âyet-i kerîmesinde meâlen;</p>
<p>(Kendinizi, evlerinizde ve emirlerinizde olanları ateşten koruyunuz!) buyurulmaktadır.</p>
<p>BÜTÜN FENALIKLARIN BAŞI!..</p>
<p>Bir babanın, evlâdını Cehennem ateşinden koruması, dünyâ ateşinden korumasından dahâ mühimdir. Cehennem ateşinden korumak da, îmânı, farzları, harâmları öğretmekle, ibâdete alıştırmakla ve dinsiz, ahlâksız arkadaşlardan korumakla olur. Bütün fenâlıkların başı, kötü arkadaştır.</p>
<p>Netice olarak büyükler, dünyâda iken, işledikleri günâhlardan tövbe ederek, kul hakları varsa bunlarla helâllaşarak temizlenmeli ve küçükler de, temiz kalblerini yanlış bilgiler, inanışlar ve günâhlarla doldurarak kirletilmemelidir. Çocukların temiz rûhları Müslümânlığa elverişlidir. Eğer Müslümânlığı öğrenmezlerse, din düşmanlarının yalanlarına aldanarak kirlenirler&#8230;</p>
<p>http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=436797</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/buyukler-temizlenmeli-kucukler-kirletilmemeli.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kul, neyi taleb ederse</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/kul-neyi-taleb-ederse.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/kul-neyi-taleb-ederse.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 01 Mar 2010 09:58:10 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=579</guid>
		<description><![CDATA[  Kul, neyi taleb ederse&#8230;  Osman ÜNLÜ Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesîr, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabîat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kanûnları denmektedir. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lâzımdır. Meselâ, buğday hâsıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="115" height="115" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/osmanunlu.gif" alt="" width="49" height="59" /><strong>Kul, neyi taleb ederse&#8230;</strong></p>
<p> <strong>Osman ÜNLÜ</strong></p>
<p>Allahü teâlâ, her şeyi bir sebep altında yaratmaktadır. Bu sebeplere, iş yapabilecek tesîr, kuvvet vermiştir. Bu kuvvetlere, tabîat kuvvetleri, fizik, kimyâ ve biyoloji kanûnları denmektedir. Bir iş yapmamız, bir şeyi elde etmemiz için, bu işin sebeplerine yapışmamız lâzımdır. Meselâ, buğday hâsıl olması için, tarlayı sürmek, ekmek, ekini biçmek lâzımdır. Ateş yakar. Fakat, ateşe yakmak kuvvetini veren, Allahü teâlâdır. Aç olan, bir şey yer. Bu şeye doyurma kuvvetini veren Odur. Lâzım olduğu zamân, böyle sebepleri kullanmadığı için zarar gören kimse, Allaha âsî olur.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>HER ŞEYİ SEBEPLE YARATIR&#8230;</p>
<p>İnsanların bütün hareketleri, işleri, Allahü teâlânın bu âdeti içinde meydâna gelmektedir. Allahü teâlâ, çok şeyi sebeplerle yaratmaktadır. Sebeplere yapışmak, sebeplerden beklemek, istemek, Onun âdetine uymak, Ondan beklemek ve istemek olur. Bulut vâsıtası ile Allahü teâlâdan yağmur beklemek, ilâç içerek Allahü teâlâdan şifâ beklemek, top, bomba, füze kullanarak Allahü teâlâdan zafer beklemek gibidir. Bunlar sebeptir. Allahü teâlâ, her şeyi sebeple yaratmaktadır. Bu sebeplere yapışmak, şirk değildir. Bütün Peygamberler hep sebeplere yapışmışlardır. Allahü teâlânın yarattığı suyu içmek için çeşmeye, Onun yarattığı ekmeği yemek için fırıncıya gidildiği ve Allahü teâlânın zafer vermesi için, harp vâsıtaları yapıldığı gibi, Allahü teâlânın duâyı kabûl etmesi için de, Peygamberin, evliyânın rûhlarına gönül bağlanır. Allahü teâlânın elektromagnetik dalgalarla yarattığı sesi almak için radyo kullanmak, Allahü teâlâyı bırakıp bir kutuya başvurmak değildir. Çünkü radyo kutusundaki âletlere o özellikleri, o kuvvetleri veren Allahü teâlâdır. Allahü teâlâ, her şeyde, kendi kudretini gizlemiştir. Müslümân, sebepleri kullanırken, sebeplere tesîr gücü veren Allahü teâlâyı düşünür.</p>
<p>Bu dünyânın ve dünyâ işlerinin düzgün olması için, Allahü teâlâ, her şeyin yaratılmasını sebeplere bağlamıştır. Bir şeyin yaratılmasını isteyen kimse, o şeyin sebebini kullanır. Sebeplerin çoğu, düşünmekle, tecrübe ile, hesâpla bulunacak şeylerdir. Bir şeyin sebebi yapılınca, Allahü teâlâ, o şeyi, dilerse yaratır. Mucize ve kerâmet böyle değildir. Allahü teâlâ bunları sebepsiz olarak, hârika olarak yaratır. Sebebe yapışmak, Allahü teâlânın âdetine uymaktır. Peygamber efendimiz buyuruyor ki:</p>
<p>(Allahtan korkun da, istediğiniz şeylere kavuşmak için, iyi sebeplere yapışın. Kötü sebeplere yanaşmayın! Kudretinde ve irâdesinde bulunduğum Allahü teâlâya yemîn ederim ki, hiçbir kimse, ezelde ayrılmış olan rızkını temâm almadıkça, dünyâdan âhirete gitmez.)</p>
<p>Netice olarak Allahü teâlâ, ezelde, kulları neyi ister, neyi taleb ederlerse, istedikleri şeye kavuşmaları için, onlara uygun şartlar hazırlamış, sebepler yaratmış ve takdir etmiştir. Bir kul, neyi taleb ederse, o talep ettiği şeye kavuşması için önüne uygun şartlar, sebepler koymuş ve bu sebeplere, şartlara yapışınca da, o isteğini, talebini yaratmıştır&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>DÜNYA VE ÂHİRET SAADETİ İÇİN&#8230;</p>
<p>Bir zamanlar insanlar, Allahü teâlâdan Cenneti, cenâb-ı Hakkın rızâsını talep edince, onlara, kendi rızâsına, Cennete kavuşturacak, rehberler, âlimler ve evliyâ göndermiştir. Âlim ve evliyânın varlığı, insanların kurtulması için en iyi bir sebeptir. İnsanlar, Cenneti, cenâb-ı Hakkın rızâsını isteyince, Allahü teâlâ da onlara Cennete ve rızâsına kavuşturacak yolları açmıştır. Allahü teâlâ, âlim, evliyâ gönderir, insanlar da bunlara tâbi olursa, millet rahat eder. Bazı zamanlar da insanlar, Allâhü teâlâdan dünyalık talep etmişler ve böylece de onlar, ehli dünyâ olmuşlardır. Cenâb-ı Hak, kim neyi taleb ederse, onu vermekte, yaratmaktadır. Dünyâlık isteyene, dünyâlık yolları, âhireti isteyene de, âhiret yollarını yaratmakta, kolaylaştırmaktadır. Rabbimizin rızâsını kazanmayı, Onun dinine ve kullarına hizmet, iyilik etmeyi istediğimiz ve bu uğurda çalıştığımız müddetçe, hem dünyâda rahat eder, huzûrlu olur ve hem de âhirette ebedi saâdete kavuşuruz&#8230;</p>
<p> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=434857">http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=434857</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/kul-neyi-taleb-ederse.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Gel artık ey irtica</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/gel-artik-ey-irtica.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/gel-artik-ey-irtica.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 21 Feb 2010 13:20:29 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=569</guid>
		<description><![CDATA[  Gel artık ey irtica! Yavuz Bülent BAKİLER  Cumhuriyetimiz 87 yaşında. Adın, cumhuriyetimizle birlikte dillerde. Gerçi Tanzimat devrinde de, Meşrutiyet devrinde de milletimizin korkulu rüyası olmuşsun ama en çok Cumhuriyet idaremizle birlikte palazlanıp büyümeye başlamışsın. Anlıyorum ki dedemi seninle korkutmuşlar. Babam yanında yöresinde hep seni hissetmiş. 75 yıldan beri de hep benim arkamdasın. Yani 100 [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p> </p>
<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="115" height="115" /></p>
<p><strong><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/yavuzbulentbakiler.gif" alt="" width="48" height="57" /></strong><strong>Gel artık ey irtica!</strong></p>
<p><strong>Yavuz Bülent BAKİLER</strong> </p>
<p>Cumhuriyetimiz 87 yaşında. Adın, cumhuriyetimizle birlikte dillerde. Gerçi Tanzimat devrinde de, Meşrutiyet devrinde de milletimizin korkulu rüyası olmuşsun ama en çok Cumhuriyet idaremizle birlikte palazlanıp büyümeye başlamışsın.</p>
<p>Anlıyorum ki dedemi seninle korkutmuşlar. Babam yanında yöresinde hep seni hissetmiş. 75 yıldan beri de hep benim arkamdasın. Yani 100 yıldan beri seninle yatıyor, seninle kalkıyoruz. Ama sen bir türlü gelmiyorsun. Gözlerimiz yollarda kaldı. Yollara korkuyla bakıyoruz. Yani yediden yetmişe biz senden korkuyoruz. Görüyorum ki, sen de bizden korktuğun için gelmiyorsun, gelemiyorsun. Neredeysen çık gel artık. Bizi bu kadar beklettiğin yeter artık. Dedemin ömrü, babamın ömrü, seni beklemekle geçti. Ben de kendimi bildim bileli seni duyuyor, seni bekliyor, seni arıyorum. Neredeysen çık gel artık. İstiyorum ki, benim çocuklarımın ve torunlarımın hayatında sen artık olmayasın. Yani onlar da, dedem gibi, babam gibi, benim gibi. İrtica geldi! geliyor! ikazlarıyla huzursuz olmasınlar. Ama sen hâlâ ortaya çıkmıyorsun. Sen ne korkak, sen ne rezil, sen ne soysuz-cibilliyetsiz bir heyulâsın ey irtica! Yıllardan beri bağırıp çağırmamıza rağmen bir türlü gelmiyorsun.</p>
<p>Cumhuriyetimiz 1923 yılında kuruldu. CHP cumhuriyetimizin tek partisiydi. Tek partili bir cumhuriyet olur mu? 1924 yılında, Millî Mücadelemizin önde gelen tertemiz isimlerinden Kâzım Karabekir, Ali Fuat Cebesoy, Refet Bele, Cafer Tayyar Eğilmez, Rauf Orbay&#8230; gibi vatansever paşalar, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkasını kurdular. Böylece iktidar partisi CHP yanında bir de muhalefet partimiz oldu. Ama senin yüzünden o muhalefet partisini derhal kapattılar. Neden? Niçin? Oldu mu ya? diye soranlara; İrtica geliyor. Milletimizi irticaya teslim edemeyiz! dediler.</p>
<p>Aradan 6 yıl geçti. Devlet hayatımızda tek parti hayatı devam ediyordu. Ortalıkta irtica lâfı yoktu. Sen korkundan bir tarafa sinmiştin. Ama ortalıkta suistimal iddiaları vardı. Yolsuzluklar, başını almış gidiyordu. Atatürk yeni bir partinin kurulmasını istiyordu. Bu bakımdan en yakın arkadaşlarını bu yeni parti için vazifelendirdi.</p>
<p>Paris Büyükelçimiz Ali Fethi Okyar, yeni kurulacak partinin genel başkanı olacaktı. Ayrıca Atatürk çok yakın arkadaşlarını da, hatta kız kardeşi Makbule Atadanı yeni kurulacak partide Ali Fethi Beyin yanında yer almasını istedi. Parti 12 Ağustos 1930 tarihinde Serbest Cumhuriyet fırkası ismi altında kuruldu. Fakat o da ne? Halk Serbest Cumhuriyet fırkasına büyük ilgi gösterdi. Belediye seçimlerinde Serbest Fırka önemli miktarda oy aldı. Bazı gazeteler Mareşal Fevzi Çakmakın Cumhurbaşkanı olmasını yazdılar.</p>
<p>Ey rezil, ey namussuz, ey alçak irtica o zaman sen yeniden ortaya çıkmaya hazırlandın. Senin yüzünden Atatürk, bizzat kurdurduğu Serbest Fırkayı, irtica hortluyor! gerekçesiyle 17 Kasım 1930 tarihinde kapattı.</p>
<p>Gelsen, seni ben geberteceğim! Geberdiğini duysam 30 gün şükür orucu tutacağım.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/gel-artik-ey-irtica.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>MHP deki politik ve sosyolojik değişim</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/mhpdeki-politik-ve-sosyolojik-degisim.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/mhpdeki-politik-ve-sosyolojik-degisim.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 14 Feb 2010 23:35:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=549</guid>
		<description><![CDATA[İsmail KAPAN MHPdeki politik ve sosyolojik değişim&#8230;              Milliyetçi Hareket Partisinin yönetim katından, son zamanlarda, peş peşe çok sert ve sivri çıkışlar zuhur ediyor&#8230; Genel Başkan Bahçelinin üslubu, esasen Temmuz 2007 seçimlerinden bu tarafa, olağan dışı bir değişim gösteriyor. Özellikle son haftalarda bu sertliğin dozu hayli ürkütücü! Oysa daha önce, ülkücü gençliği sokak hareketlerinden ve [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="189" height="119" /></p>
<p><strong><img src="http://www.turkiyegazetesi.com/Images/yazarlar/ismailkapan.gif" alt="" width="49" height="59" />İsmail KAPAN</strong></p>
<p><strong>MHPdeki politik ve sosyolojik değişim&#8230;</strong></p>
<p>            </p>
<p>Milliyetçi Hareket Partisinin yönetim katından, son zamanlarda, peş peşe çok sert ve sivri çıkışlar zuhur ediyor&#8230; Genel Başkan Bahçelinin üslubu, esasen Temmuz 2007 seçimlerinden bu tarafa, olağan dışı bir değişim gösteriyor. Özellikle son haftalarda bu sertliğin dozu hayli ürkütücü! Oysa daha önce, ülkücü gençliği sokak hareketlerinden ve her türlü kanun dışı eylemden alıkoymak için; sergilediği devlet adamlığı tavrı ve tam da yerinde aldığı liderlik inisiyatifi ile, Devlet Bahçeli toplumun her katmanından takdir toplamıştı.</p>
<p>Fakat ne olduysa, şu sıralarda bunun tam aksi bir görüntü veriyor Sayın Bahçeli!.. Hükümetin açılım projesini deklare etmesiyle birlikte, Gerekirse dağa çıkarız&#8230; türünden, son derece hayret verici bir beyanda bulundu. Türkiye Cumhuriyeti Devleti, çeyrek asrı aşkın zamandır dağdaki silahlı teröristleri indirmek için didinirken; MHP Liderinin dağa çıkmaktan bahsetmesi, doğrusu izahı kabil olmayan bir durumdu.</p>
<p>Sayın Bahçelinin tuhaf çıkışları bununla da sınırlı kalmadı. Meclisteki utanç verici kavgadan sonra, Bahçeli hem iktidar partisine ve hem de bazı medya organlarına karşı, şimdiye kadar pek görülmemiş bir üslupla yüklenmeyi sürdürdü. AK Partilileri, kendi sıralarına bir metreden fazla yaklaşmamaları konusunda açıkça tehdit etti. Meclisteki kavgayı ele alış biçimleri yüzünden Çalık, Karamehmet, Ciner ve Doğuş Grubu medya organlarına da; (Bu yaptıklarınız ülkücü irade tarafından unutulmayacak&#8230;) biçiminde çok net bir gözdağı verdi.</p>
<p>Aynı şekilde yaptıkları haberlerden ötürü, Vakit ve Taraf gazeteleri, MHP lideri tarafından doğrudan hedef alınarak tehdit edildi&#8230;</p>
<p>Bütün bu gelişmelere paralel olarak, MHP hakkında da medyada çok sayıda yorum yer aldı. Başbakan Erdoğanın siyasi danışmanı Yalçın Akdoğan, Yasin Doğan mahlasıyla Yeni Şafakta (11 Şubat) yazdığı makalesinde, MHPde faşizan eğilimlerin öne çıkmasından bahsetti. Aynı şekilde, Ahmet Altan Tarafta MHP hakkında iki tane çok sert yazı yazdı. Taha Akyol da (Milliyet-11 Şubat), eski bir mensubu olarak, MHPnin bugünkü konumu ve Devlet Bahçelinin üslubu konusunda uyarılarda bulundu.</p>
<p>Fakat bana göre, son zamanlarda siyaset sosyolojisi açısından; MHP hakkındaki en dikkat çekici analizi Prof. İhsan Dağı (Zaman-11 Şubat) yaptı&#8230;</p>
<p>Kimi kanaatlerin aksine, Osman Durmuş MHPnin yeni kimliğini, toplumsal tabanını ve siyasetini gayet iyi temsil ediyor diyen Dağı; MHPnin hem tavanda hem tabanda geçirdiği dönüşüme dikkat çekiyor ve Partinin &#8230; emekli valiler, emniyet müdürleri, paşalar, Oktay Vural ve Mehmet Şandır&#8230; gibi kişilerle temsil edildiğini belirtiyor ve MHPye, Mukaddesatçı-milliyetçi bir temsilden ziyade, devletçi bir refleksin egemen olduğunu ifade ediyor. Şöyle devam ediyor:</p>
<p>Oysa &#8230; 27 Mayıs darbesinde oynadığı rolüne rağmen, Türkeş zamanında MHPnin temsil ettiği kitleler, Cumhuriyetin elitini değil, yönetimden dışlanmış yoksul ve muhafazakâr Anadoluyu temsil ediyordu&#8230;</p>
<p>&#8230;Mukaddesatçıların kopuşu MHPyi sekülerleştirdi. Sekülerleşen ve dindarlarla arası açılan MHPye kentli, eğitimli ve laikçi ulusalcılar ilgi göstermeye başladı&#8230; diye analizini sürdüren İhsan Dağı, şu sonuca varıyor: Bugünkü haliyle MHP artık ulusalcı, laik ve Akdenizli bir hareket.</p>
<p>Özetlersek, MHPde büyük bir değişimin yaşandığı inkâr edilemez&#8230;</p>
<p> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=433494">http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=433494</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/mhpdeki-politik-ve-sosyolojik-degisim.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Dört duvar</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/dort-duvar.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/dort-duvar.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 07 Feb 2010 12:54:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=515</guid>
		<description><![CDATA[Mehmet SOYSAL Dört duvar&#8230; İş adamı dostum Lütfü Türkkan taa Maldivlerden göndermiş bir şairin mal beyanını&#8230; Mal beyanını şöyle bildiriyor şair Can Yücel; Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen. Gökyüzünde bir bulut. Bitliste beş minare&#8230; Palandökende bir palan iki döken&#8230; Dünyada mekan, ahirette iman&#8230; Denizde kum&#8230; Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht&#8230; Çelik kapı [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="188" height="148" /></p>
<p><strong>Mehmet SOYSAL</strong></p>
<p><strong>Dört duvar&#8230;</strong></p>
<p>İş adamı dostum Lütfü Türkkan taa Maldivlerden göndermiş bir şairin mal beyanını&#8230;</p>
<p>Mal beyanını şöyle bildiriyor şair Can Yücel;</p>
<p>Avşa adasında üç daire, dört üçgen, beş dikdörtgen. Gökyüzünde bir bulut. Bitliste beş minare&#8230; Palandökende bir palan iki döken&#8230; Dünyada mekan, ahirette iman&#8230; Denizde kum&#8230; Sevenlerin kalbinde kurulmuş bir taht&#8230; Çelik kapı üreten bir fabrikanın öğle üzeri yaslanıp sigara içilen beyaz duvarı&#8230; Bir adet ağaç gölgesi&#8230; Üç kuş kanadı sesi&#8230; Bir marmara denizi&#8230;Anne babadan kalma, yarısı yaşanmış bir ömür&#8230;</p>
<p>Evet, denizlerin sahibi de olsan bırakıp gidiyorsun bir gün&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>İnsan, eski bir tarih kitabını okuyunca hayatın dört duvardan ibaret bir yalan olduğunu daha iyi anlıyordu&#8230;</p>
<p>Dünya uğruna amansız savaşları kazanarak her şeye sahip olduklarını düşünen ama bir anda ölen nice kral, vicdan muhasebesini yapamadan dünyayı terk etmişlerdi&#8230;</p>
<p>İnsan, biraz düşündüğünde dört duvardan ibaret bir hayatta oyalandığını anlıyor&#8230;</p>
<p>Beşik dört duvar&#8230;</p>
<p>Ana rahmi dört duvar&#8230;</p>
<p>Kuvözler dört duvar&#8230;</p>
<p>Hastane odaları dört duvar&#8230;</p>
<p>Evler dört duvar&#8230;</p>
<p>Okullar dört duvar&#8230;</p>
<p>İş yerleri dört duvar&#8230;</p>
<p>Mekanlar dört duvar&#8230;</p>
<p>İnsanların yüreği dört duvar&#8230;</p>
<p>Zindanlar dört duvar&#8230;</p>
<p>Saraylar, yalılar, dört duvar&#8230;</p>
<p>Arabalar, gemiler dört duvardı&#8230;</p>
<p>*</p>
<p>Bu kadar dört duvar arasında yaşayan ve hayatı tüketen dünya mahkumları öldüğünde tabut dört duvar, kabir dört duvar&#8230;</p>
<p>Dört duvar arasında başlayan hayat, dört duvar arasında bir gün bitiyordu işte&#8230;</p>
<p>Oysa, dünya yuvarlaktı&#8230;</p>
<p>Goethe demiş ki;</p>
<p>Mezardakilerin pişman oldukları şeyler için dünyadakiler birbirini yiyor!</p>
<p>Dört duvara sahip olmak için bu kadar kötü olmaya değer miydi? sorusunu herkesin bir daha kendine sorması gerekiyordu&#8230;</p>
<p>Dört duvar arasında olsa da hayat, ne için yaşadığını bilmek büyük meseleydi&#8230; Yoksa şairin mal beyanındaki gibi bıraktıklarımız değil, götürdüklerimiz kabirde bizleri kurtaracaktı&#8230;</p>
<p>http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?id=432776</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/dort-duvar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Akıl nimeti</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/akil-nimeti.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/akil-nimeti.html#comments</comments>
		<pubDate>Thu, 04 Feb 2010 20:43:56 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=502</guid>
		<description><![CDATA[M.SAİD ARVAS Akıl nimeti&#8230;   Akıl, büyük nimettir ancak, tek başına bir şey yapamaz, onun da diğer organlarımız gibi belli bir kapasitesi vardır. Aklımızın ermediği şeyler pek çoktur&#8230;   Rabbimizin üzerimizdeki nimetlerini saymakla bitiremeyiz. Nasıl sayabiliriz ki; kavuştuğumuz, fakat bilmediğimiz nimetler, bildiklerimizden daha çoktur&#8230; Bu nimetlerin büyüklerinden olan akıl nimeti, büyük önem taşır. Fakat o [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="160" height="115" /></p>
<p><strong>M.SAİD ARVAS</strong></p>
<p>Akıl nimeti&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Akıl, büyük nimettir ancak, tek başına bir şey yapamaz, onun da diğer organlarımız gibi belli bir kapasitesi vardır. Aklımızın ermediği şeyler pek çoktur&#8230;</p>
<p> </p>
<p>Rabbimizin üzerimizdeki nimetlerini saymakla bitiremeyiz. Nasıl sayabiliriz ki; kavuştuğumuz, fakat bilmediğimiz nimetler, bildiklerimizden daha çoktur&#8230;</p>
<p>Bu nimetlerin büyüklerinden olan akıl nimeti, büyük önem taşır. Fakat o da tek başına bir şey yapamaz, onun da diğer organlarımız gibi belli bir kapasitesi vardır. Belli bir ağırlığı ancak kaldırabiliriz, daha ağır şeyler var ama, gücümüz yetmez.</p>
<p>Gözümüzle belli bir mesafeyi görebiliriz, kulaklarımız belli bir mesafeden sesi duyabilir. Burnumuz gene öyle&#8230; Aklımızın da ermediği şeyler vardır ve çoktur. Bunu yüce Rabbimiz bildiği için, bizlere acıdı ve en büyük nimet olarak bizlere peygamberler gönderdi, kitaplar indirdi&#8230;</p>
<p> </p>
<p>ONLAR BİLDİRMESEYDİ!..</p>
<p>Aklımıza kalsaydı; iyi ile kötüyü, hayır ile şerri nasıl ayırt edebilecektik, gözlerimizle göremediklerimizi nasıl tanıyacaktık? Mesela: İmanın şartlarından biri olan meleklere imanı, nasıl elde edebilecektik? Rabbimizi ve Onun sıfatlarını, kıyamet gününü, tekrar dirileceğimizi ve yaptıklarımızdan hesaba çekileceğimizi onlar bildirmese idi, aklımızla ne zaman kavrayabilecektik?..</p>
<p>Peygamberlerin sayısı yüz yirmi dört binden fazla, bunlardan üç yüz on üçü resuldür. Hepsi imanın altı şartını (yani Amentüyü) kavimlerine bildirdiler, bunlara iman etmeye onları davet ettiler. Bunun içindir ki; bu peygamberlerin birini inkâr, hepsini inkâr demektir.</p>
<p>Nuh aleyhisselam asırlarca kavmini imana davet etti. Bu uzun sürede yalnızca 80 civarında kişinin imanla şereflendiği rivayet olunmaktadır. Dokuz yüz elli yıl onlara mühlet verilmesi, yüce Rabbimizin en büyük ihsanıdır. Kullarına azap vermek istemiyor, ebedi saadete kavuşmalarını arzuluyor. Yoksa onlara bu kadar uzun süre tanınmazdı&#8230;</p>
<p>Nuh aleyhisselama peki diyenler, iman edenler, gemiye bindiler, boğulmaktan kurtuldular hem de Cennetlik oldular. İnatlarında ve küfürlerinde ısrar edenlerin ise hem dünyaları, hem de ahiretleri mahvoldu.</p>
<p>Kuran-ı kerim, Nuh aleyhisselamın kavminin halini beyan buyururken; Nuh kavmi peygamberleri yalanladı ifadesi kullanılmaktadır. Halbuki o kavme Nuh aleyhisselamdan başka peygamber gönderilmemişti, yalnız onu inkâr etmişlerdi. Fakat onu inkâr bütün peygamberleri inkâr demekti&#8230;</p>
<p>Ad kavmi Hud aleyhisselamı, Semud kavmi Salih aleyhisselamı, Lut kavmi Lut aleyhisselamı inkâr ettiler. Bunlar için de ayrı ayrı peygamberleri inkâr ettiler ifadesi Kuran-ı kerimde geçer.</p>
<p>Bütün peygamberlerin aralarında ayrılık olmaksızın bildirdikleri hususlar şunlardır:</p>
<p>1- Bizleri ve bütün kâinatı yaratan ve yaşatan Rabbimizin varlığına ve birliğine iman etmek, Ondan başkasına tapmamak, insanların kendi elleriyle şekillendirip meydana getirdikleri ve kendisine dahi faydası olmayan taşlardan, ağaçlardan medet ummamak, onlardan bir şey beklememek.</p>
<p>2- Rabbimizin emirlerini, neleri yapmamızı, neleri yapmamamızı bildirdiler. Nasıl hareket edersek Cennete veya Cehenneme gireceğimizi öğrettiler. Onlar bildirmeseydi, biz kendi aklımızla bunları nasıl tespit edebilirdik?</p>
<p>3- Yaratılış gayesini onlardan öğrendik. Yerde ve gökte ne varsa hepsi bizim için yaratılmış, bize hizmet etmektedirler. Bizi de Onu tanıyıp Ona ibadet etmemiz için yarattığını bildirdiler.</p>
<p>4- Yaşamakta olduğumuz bu dünya hayatının geçici olduğunu, bir imtihan salonu olduğunu öğrendik. Gerçek hayatın ahiret hayatı olduğunu, o hayatın dünyadaki gibi kısa olmadığını, ebedi olduğunu ve yaptıklarımızdan hesap vereceğimizi, karşılığını göreceğimizi yine o mübarek zatlardan öğrendik.</p>
<p> </p>
<p>EN GÜZEL ÖRNEK!..</p>
<p>Peygamberlerin insanlardan seçilmesi de ayrıca bir lütuftur. Meleklerden seçilseydi onları nasıl örnek alacaktık, onlar gibi nasıl hareket edebilecektik?</p>
<p>Onlar yemezler, içmezler, evlenmezler, uyumazlar. İnsanlarla mukayese edilemezler. Bizim gibi insanlardan olmaları onların hayatını öğrenip, onlar gibi davranmamızı mümkün kılmaktadır.</p>
<p>En güzel örnek, peygamberler içinde hayatı tespit edilen yegane peygamber Sevgili Peygamberimizdir (aleyhisselam).</p>
<p>Onun sünnet-i seniyyesini öğrenip tatbik edebilene iki cihanda da saadet kapıları açılır&#8230;</p>
<p> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=432453">http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=432453</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/akil-nimeti.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Yazıklar olsun bize, gazeteci milletine</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/yaziklar-olsun-bize-gazeteci-milletine.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/yaziklar-olsun-bize-gazeteci-milletine.html#comments</comments>
		<pubDate>Tue, 02 Feb 2010 21:39:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=494</guid>
		<description><![CDATA[Hasan Cemal   Yazıklar olsun bize, gazeteci milletine! Abdi İpekçi, Abdi Bey, Milliyet gazetesinin efsanevi Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarıydı. Ve gerçekten büyük gazeteciydi. Milliyeti 1950lerin başlarından alıp 1979a kadar neredeyse tek başına yönetti. Her şeyine damgasını vurdu. Abdi Bey yönetimindeki Milliyet Türkiyenin en çok satan değil ama en etkili, en kaliteli referans gazetesi oldu. Yalnız [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><img class="alignnone size-full wp-image-485" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI11.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="155" height="93" /></p>
<p>Hasan Cemal  </p>
<p><strong>Yazıklar olsun bize, gazeteci milletine!</strong></p>
<p>Abdi İpekçi, Abdi Bey, Milliyet gazetesinin efsanevi Genel Yayın Yönetmeni ve başyazarıydı.</p>
<p>Ve gerçekten büyük gazeteciydi.</p>
<p>Milliyeti 1950lerin başlarından alıp 1979a kadar neredeyse tek başına yönetti. Her şeyine damgasını vurdu.</p>
<p>Abdi Bey yönetimindeki Milliyet Türkiyenin en çok satan değil ama en etkili, en kaliteli referans gazetesi oldu. Yalnız siyaset meydanında değil, kültür ve sanatta, sporda, magazinde de ses getirdi.</p>
<p>Annem severdi Milliyeti, Refi Cevat Ulunaya, Burhan Feleke düşkündü çünkü.</p>
<p>Ben ise çok kızardım Milliyete.</p>
<p>Özellikle de Abdi İpekçiye.</p>
<p>Hele başyazılarını hiç sevmezdim. </p>
<p>Çünkü Abdi Bey, seçim sandığından sürekli olarak Demirel gibi Amerikan emperyalizminin işbirlikçilerini çıkaran çok partili demokrasiyi savunurdu.</p>
<p>Ayrıca, demokratik solcu Ecevite verdiği destek de bizi çıldırtırdı. Türkiye 1971deki 12 Mart askeri darbesine doğru yol alırken, Ecevitle İpekçi, bizim Devrim dergisinde savunduğumuz darbeci ve Baasçı devrimcilik anlayışımızın düşman ikizleriydi.</p>
<p>Abdi Beye çok çektirdik.</p>
<p>Kızı Nükhet İpekçiye yazdığı bir mektupta, hem kendisini hem benim gibilerini o tarihlerde gayet iyi tarif etmiş:</p>
<p>Ben insanların özgür olmalarını, düşüncelerini, inançlarını, görüşlerini hiçbir baskı ile karşılaşmadan özgürce açıklayabilmelerini istiyorum. Bu özgürlüğü, yalnız kendi doğrultumdaki kimseler için değil, karşıtlarım için de savunmak gereğine inanıyorum.</p>
<p> </p>
<p>Gazetenin yönetiminde tutumum, inançlarım doğrultusunda oldu. Solcu olmayan, solcular tarafından beğenilmeyen kimselerin de yazılarının yayımlanmasını engellemedim. Haberlerde de aynı politikayı güttüm. Sola karşı çıkanların demeçlerine ambargo koymadım.</p>
<p>İşte bu tutumum, beni kendilerinden sayan solcuları deli etti. Bu davranışımı hiç anlamadılar, hiç onaylamadılar ve beni döneklikle, kaypaklıkla suçladılar. Tabii bununla yetinmeyip çok daha ağır isnatlarda bulundular.</p>
<p>Hâlâ da bulunuyorlar.</p>
<p>Tıpkı sağdaki fanatiklerin yaptıkları gibi&#8230; Zaten, sağda ya da solda körü körüne angaje olmamış her gerçek aydının kaderi budur: Her iki yandan gelen suçlamalara hedef olmak&#8230; (Milliyet, Önay Yılmaz ve Serhat Oğuzun dizi yazısı, 1 Şubat 2010, s. 14)</p>
<p>Bu satırlar bana göre değildi. Çünkü ben 1960ların sonlarında Abdi İpekçiyi hiç sevmeyen radikal bir gençtim.</p>
<p>12 Mart darbesiyle birlikte kendime gelmeye, değişmeye başladım. Yüzüm artık darbecilikten demokratlığa dönüyordu.</p>
<p>Böylece, Abdi İpekçiyi kıskanma dönemi uç verdi bende. Abdi Bey gazeteciliğinin yıllar boyu süren etkinliğinin, popülerliğinin Cumhuriyette meslek merdivenlerini tırmanmaya başlayan genç bir muhabirde böylesine karışık duygular uyandırması doğaldı.</p>
<p>Kıskanıyordum ama aynı zamanda yakından izlemeye çalışıyordum Abdi İpekçi gazeteciliğini. Ve etkilendiğimi hissediyor, görüyordum.</p>
<p>Ama belli de etmiyordum.</p>
<p>Çünkü Abdi İpekçi, 1970li yıllarda Cumhuriyetin tepelerinde pek öyle sempatiyle bakılan bir gazeteci sayılmazdı.</p>
<p>Abdi Beyin 1 Şubat 1979 gecesi öldürüldüğü zaman, ben aile meclisimde Cumhuriyetin Ankara temsilciliğine atanmamı kutluyordum.</p>
<p>1981de Cumhuriyete Genel Yayın Yönetmeni olduktan sonra da, Abdi İpekçinin yakınında bulunmuş meslek büyüklerimden Abdi Bey ekolü hakkında bir şeyler kapmaya devam ettim. Özellikle gazete yönetirken kendisinden çok şey öğrendiğimi fark ettim.</p>
<p>Aradan 31 yıl geçmiş&#8230;</p>
<p>Hâlâ gerçeği tam bulamadık!</p>
<p>Hâlâ bir muamma&#8230;</p>
<p>Yazıklar olsun bize, gazeteci milletine!</p>
<p>İpekçi ailesinin bunca yıldır hiç dinmeyen acısını bir kez daha bir nebze olsun paylaşmak istedim.</p>
<p>h.cemal@milliyet.com.tr</p>
<p>2 Şubat Salı 2010</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/yaziklar-olsun-bize-gazeteci-milletine.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>O DONDU biz yandık</title>
		<link>http://www.mehmettastan.com/o-dondu-biz-yandik.html</link>
		<comments>http://www.mehmettastan.com/o-dondu-biz-yandik.html#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 31 Jan 2010 10:17:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator><![CDATA[zmtadmin]]></dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>
		<category><![CDATA[Günün Yazısı]]></category>
		<category><![CDATA[Yazarım Bazen]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.mehmettastan.com/?p=490</guid>
		<description><![CDATA[  İz bırakanlar İrfan Özfatura O DONDU biz yandık    GÖZE GÖZ DİŞE DİŞ&#8230; Sivaslı Muhsin, Orta Asya Türkünün narına yanarken, Anadolunun gitmekte olduğunu görür, derdi tasası artar. Sol baskılar karşısında bunalan Anadolu çocuklarının yardımına koşar. Göze göz, dişe diş bir mücadele&#8230;       GENÇLERİ ŞİDDETTEN UZAK TUTAR Mamakta türlü işkencelere maruz kalan Muhsin [&#8230;]]]></description>
				<content:encoded><![CDATA[<p><span style="color: #0000ff;"><img class="alignnone size-full wp-image-484" title="gunun_YAZISI1" src="http://www.mehmettastan.com/wp-content/uploads/2010/01/gunun_YAZISI1.gif" alt="gunun_YAZISI1" width="115" height="98" />  </span><span style="color: #0000ff;">İz bırakanlar</span></p>
<p><span style="color: #0000ff;">İrfan Özfatura</span></p>
<p>O DONDU biz yandık </p>
<p> </p>
<p>GÖZE GÖZ DİŞE DİŞ&#8230;</p>
<p>Sivaslı Muhsin, Orta Asya Türkünün narına yanarken, Anadolunun gitmekte olduğunu görür, derdi tasası artar. Sol baskılar karşısında bunalan Anadolu çocuklarının yardımına koşar. Göze göz, dişe diş bir mücadele&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>GENÇLERİ ŞİDDETTEN UZAK TUTAR</p>
<p>Mamakta türlü işkencelere maruz kalan Muhsin Yazıcıoğlu, Ülkücüleri şiddetten uzak tutar. Gençler takva yolunun yolcusu olur, artık Alperendir onlar.</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Ellidört doğumlu bir Anadolu çocuğu&#8230; Yiğidin harman olduğu yerden&#8230; Şarkışladan!</p>
<p>Kendi halinde bir çiftçi ailesinin ferdidir. Aslında akranları gibi buğday fiyatından, traktör lastiğinden, Tarım Kooperatifinin tekaüd müdüründen konuşması lazımdır ama o uzak ufuklara yelken açar.</p>
<p>Aklı taaa Asya bozkırlarında dolanır durur, esir Türklerle yatar, esir Türklerle kalkar.</p>
<p>Zaman zaman lambalı radyodan Azeri spikerin sesini yakalar. Umulur ki hava seherin bazı hisselerinde yağışlı ola&#8230;</p>
<p>Diyeceksiniz ki ne var bunda?</p>
<p>Bizim ele kar yağıyor kardaşım&#8230;</p>
<p>Bir hislenir bir hislenir, dokunsan ağlayacak.</p>
<p>Bu prangalar nasıl kırılır?</p>
<p>Kazakla, Kırgızla ne vahıt kucaklaşırlar?</p>
<p>Takdirlik bir talebedir. Ortayı liseyi rahat bitirir. Kursa ney gitmeden Veteriner Fakültesini de kazanır (1972).</p>
<p>Ver elini Ankara!</p>
<p>Türk solu hayli dinamiktir o yıllarda. Yetişmiş adamları, gözü kara savaşçıları, darağacına yürümüş kahramanları vardır. Sendikaları, üniversiteleri onlardan sorarlar. Maarif, medya desen ona keza&#8230;</p>
<p>Ülkenin yarısı kurtarılmış bölgedir, adamı evinden alır, halk mahkemelerine çıkarırlar. İcabında kalem kırar, infaz yaparlar.</p>
<p>Fütursuz ve korkusuzdurlar, sakınmadan kızıl bayrak açar, göstere göstere orak çekiç taşırlar.</p>
<p>Tuhaftır ama en hızlı militanlar sahil şeridinden, zengin semtlerinden çıkar, burjuva çocukları pahalı cafelerde oturup proleter kurtarırlar.</p>
<p> </p>
<p>DEVRİME ÇEYREK KALA</p>
<p>Şimdi diyelim üniversiteyi kazandınız, tarafsız kalma gibi bir şansınız yoktur asla. Size mektebe hakim olan örgütün borusunu çaldırırlar.</p>
<p>Öyle görüneyim, mış gibi yapayım deseniz de yutmazlar. Memleketinize mahallenize uzanır, şecerenizi çıkarırlar. Zaten öğrenci büroları ellerindedir, evraklarınızı çoktaaan karıştırmıştırlar. Günün birinde bıyıkları ağzına sarkan parkalılar etrafınızı çevirir, elebaşı işaret parmağını göğsünüze basar ve tükürüğünü saça saça haykırır Arkadaşım! Sen artık gelmiyorsun okula!</p>
<p>Halbuki o fakülteyi kazanabilmek için kaç koca yıl çalışmışsınızdır. Sesiniz çıkmaz.</p>
<p>Dövüşemezsin, kaçamazsın, kampüsler uçsuz bucaksızdır zira. Ah dersin yanımda yürekli bilekli bir ağabey olsa!</p>
<p>Sivaslı Muhsin, Orta Asya Türkünün narına yanarken, kendini bir yangının içinde bulur.</p>
<p>Sol baskılar karşısında bunalan Anadolu çocuklarının yardımına koşar. Göze göz, dişe diş bir mücadele&#8230; Kavgaysa kavga!</p>
<p>Saftır, samimidir, makam mansıp beklemeden çalışır. Etrafındaki halka hızla genişler ve gün gelir başkan olur Ülkü Ocaklarına (1978).</p>
<p>Onun döneminde gözle görülen bir değişim yaşanır. ÜGD, partinin gençlik kolu olmaktan çıkar.</p>
<p>Evet yine seminerler düzenlenir ama eskisi gibi dokuz ışık ve tarım kentler anlatılmaz. Doktrin umurlarında değildir, artık Alperendir onlar. Ecdad gibi Derviş Gazilerin ardına takılmalı, ulemanın eteğine yapışmalıdırlar. Ülkücüler Ahmet Yesevi Hazretleri ile o dönemde tanışır. Ahmed-i Bedevi, Ahmed-i Rıfai, Ahmed-i Siyahi, Ahmed-i Bican, Ahmed-i Cüzeyri, Ahmed Namık-ı Cami, Ahmed ibni Kemalpaşa&#8230; Biliyor musunuz bütün bu kapıları da bir Ahmed aralar onlara, Seyyid Ahmed Arvasi Hoca!</p>
<p>Muhsin, başkan olduğu dönemde duvarlara Ya kan kusturacağız! Ya tam susturacağız yazdırmaz, gençler büyük bir heyecanla Kanımız aksa da zafer İslamın! diye haykırırlar.</p>
<p>Onun ürettiği ve öğrettiği sloganlar buram buram ecdad kokar.</p>
<p>Çağrımız İslamda dirilişedir!</p>
<p>Ya Allah! Bismillah! Allahuekber!</p>
<p>Ülkümüz köklerde dalgalanan bir bayrak</p>
<p>Allah huzurunda eğiliriz biz ancak!</p>
<p> </p>
<p>DİN ÖNE KİN ARKAYA</p>
<p>Öğrenci yurtlarında değişim daha net izlenir. Her cuma gecesi enbiyanın, evliyanın, sülehanın, şühedanın ruhlarına Yasin-i şerif okunur, hep birlikte el açar yanık duaları fatihalarla taçlandırırlar.</p>
<p>Kanları kaynayan delikanlılar okeye, bilardoya gitmez olur, bir bilenin önünde diz kırar, elifbalarını açarlar.</p>
<p>Be üstün beee! Be esre biii! Be ötre büüü! Be, bi, bü!&#8230; Çıkmış Kuran bülbülleriii&#8230;</p>
<p>Seher vakti merdiven boşluklarında ezan okunur ve koridorlar terlik sesinden geçilmez olur bir anda. Bir zamanlar namazlarını merdiven altlarında kılanlar yurdun ya da fakültenin en büyük, en aydınlık, en ferah odasını mescid yapar. Sayıları katlana katlana artar, saflara sığmaz olurlar.</p>
<p>Büyük bir dönüşümdür bu, yıllardır kuru doktrinlerle oyalanan Anadolu çocukları kendini bulur ayan beyan.</p>
<p>İşte 12 Eylül darbesi tam da o günlerde patlar.</p>
<p> </p>
<p>AH O MAMAK!</p>
<p>Ordumuz görünüşte memleketi Marksist bir ihtilalin eşiğinden kurtarmıştır.</p>
<p>Ancak milliyetçileri de unutmaz. Bir soldan bir sağdan mantığı ile gencecik fidanları ipe yollar. Yeşili seviyorlar canım, darağacı da bir ağaç sonunda&#8230;</p>
<p>Ama biz orak çekice karşı nazlı hilali dalgalandırmıştık.</p>
<p>Dalgalandırmasaydınız!</p>
<p>Arkadaşlarımız vurulurken, okullar, yurtlar işgal olunurken&#8230;</p>
<p>Karışmayacaktınız!</p>
<p>Hasılı devlet, devlet-i ebed müddet terimini terennüm edenlere hiiç acımaz. Alayını toplar, zindanlara tıkar.</p>
<p>Başkan sinyali almış olmalıdır, ilk furyada yakalanmaz. Hatta rahmetli?Türkeşten haber gelir yurt dışına çıksın ilerde ihtiyacımız olacak!</p>
<p>Muhsin bu! Arkadaşları küflü izbelerde kan terlerken, yurt dışına nasıl kaçar? Kulağında bir marş dalgalanmakta&#8230;</p>
<p>Halbuuuki yoldaşını, bıraaakıp kaçanların!.. Değişiriz topunu bir sokak kaltağına!..</p>
<p>Hem ortadan kaybolmayı gerektirecek bir suçu yoktur ki.</p>
<p>Silah kullanmamış, kullandırtmamıştır da.</p>
<p>Uzatmayalım çember daralır daralır ve malum beyler kapıyı çalar.</p>
<p>Haber manşetlerde! Sütun sütun, çarşaf çarşaf&#8230; Sanki Van canavarını yakalamışlar.</p>
<p> </p>
<p>İNDAN İKİ HECE</p>
<p>Savaş mahkûmu gibi gözlerini bağlar, ikide bir araba değiştirir, hollywoodvari metodlarla merkeze alırlar.</p>
<p>Bir nizamiyede indirildiğini hisseder, Papuçlarını çıkart! Çıkarır. Çoraplarnı da! Bir anda tekmelemeye başlarlar. Hayatı boyunca korku diye bir duygu tanımayan Muhsin yelkeni suya indirmez, diklenmeye kalkar. Ta ki ensesine dipçik yiyene kadar. Alnı yere çarpar, üstü başı serapa kan.</p>
<p>İçeri sokar sokmaz sorguya alırlar. Bildiği bir şey yoktur, hoş bilse de konuşmaz.</p>
<p>Sen misin susan? El ve ayak parmaklarına kablolar bağlar, yüklenirler manyetoya.</p>
<p>Bakarlar etkilenmiyor, çırılçıplak soyarlar. Ne zaman ki haya duygusuyla yüzü kızarır, beylere malzeme çıkar.</p>
<p>Omzuna bir kalas koyar, kollarından bağlar, tavanda sallandırırlar. Kablolar tekrar bağlanır bu defa ceryan direkt tenasül uzvundan.</p>
<p>Ekmek yok, yemek yok. Sürekli ıslatırlar ama su içmek kesinlikle yasak zira elektrik verilince iç kanamalar olabilir ve ölünüz kimseye yaramaz. Elektrikli işkence öyle dayanılmaz bir hararet yapar ki, tuvalete giden yerdeki birikintileri yalar.</p>
<p>Mamakta rütbesiz erlere bile komutanım demek zorundadırlar, onların adı ise landır. Sadece Lan!</p>
<p>Falaka sıradan bir eziyettir. Maksat spor olsun bilek kalınlığında değneklerle girişip ter atarlar.</p>
<p>Muhsin gün boyu bir dal maydonaza bakar, ya da yarısı kıtlanmış çarlistona. Zira yer beyazdır gök beyaz. Beyaz florasan, beyaz parmaklıklar, beyaz badana&#8230; Bir süre sonra gözünüzün önünde beyaz beyaz kelebekler uçuşmaya başlar ki buna kar körlüğü diyorlar.</p>
<p> </p>
<p>MEKTUP SORUNCA</p>
<p>Bir defasında sorma gafletinde bulunur annemden mektup var mı acaba?</p>
<p>Sen kimsin lan? Hesap mı soruyon? Elini aç.</p>
<p>Açar, vurur vurur vurur değnek kıralasıya&#8230;</p>
<p>Ertesi gün yine aynı er. Ağzından kaçar Annemden mekt&#8230;.</p>
<p>- Aç lan elini! Sen uslanmıycan.</p>
<p>Biri zaten zedelidir, öbürünü uzatır.</p>
<p>- Hayır onu değil şiş olanı!</p>
<p>Dayanılası değildir, basınçtan tırnakları düşe, parmakları patlayayazar.</p>
<p>Biliyor musunuz? Muhsin Başkan o eri yıllar sonra bir benzin istasyonunda görür. Hem de Yozgatta!</p>
<p>Garsona seslenir bir tatlı götür şu masaya! Çocuk önüne konan tabağa boş boş bakar. Kim yolladı bunu bana?</p>
<p>Arkanda!</p>
<p>Çocuk başkanı tanır. Koşar eline kapanır. Abi ben ettim sen yapma!</p>
<p>Muhsin dostça kucaklar, geçmiş geçmişte kaldı der, kafana takma. Ye tatlını, yoluna git sağlıcakla!</p>
<p>Cildi aslında böylesine bozuk değildir. Yanağındaki pütürler söndürülen izmaritlerin izidir. İşkencecilerin tek tek adlarını adreslerini bilir ama ne sıkıştırır, ne de dava açar haklarında.</p>
<p>İki yüzü de Yunustur onun, ah bir yüzü Yavuz olsa!</p>
<p> </p>
<p>VEKİLİN ALLAH OLURSA</p>
<p>Sırtımız bir gün yatağa değmese jetlak oluyoruz, kimyamız bozuluyor. Muhsini tam 21 gün sandalyeye bağlı tutarlar. Garibim namazlarını ima ile kılar.</p>
<p>Acıya dayanıklı bir bünyesi vardır, ayaklarının altından cerahatler aksa da yılmaz, yıkılmaz, yalvarmaz.</p>
<p>Lâkin kardeşlerine yapılanlara dayanamaz. Bu yüzden ona işkence seyrettirir, keyiflerine keyif katarlar.</p>
<p>Her gün değişik biri gelir olmadık suçları üstüne atar. Konuş kurtul! O kimseyi suçlamaz ama onu suçlayan bir genç çıkar. Bu baskını Muhsin Başkanın emri ile yaptım der açıkça&#8230; Heyet mal bulmuş gibi atlar, sanki oradaymış gibi ballandırırlar.</p>
<p>Çocuk bir fırsatını bulduğunda özür dilerim abi diye fısıldar, Böyle konuşmak zorundayım. Bacağımdaki yarayı deşiyorlar, korkarım kangren olacak!</p>
<p>Şimdi kızsın mı, acısın mı? Ama işin şakası yok, idamını istiyorlar. Boynunu büker ellerini açar. Hasbünallahi venimel vekil&#8230;</p>
<p>Allah için öldükten sonra&#8230; Ha yorganda olmuş ha urganda&#8230;</p>
<p>Aynı çocuk mahkemede müthiş bir savunma yapar zikr olunan tarihlerde gözaltında olduğunu ispatlayan kağıdı gözlerine sokar. Savcıyı ne biçim tongaya bastırmıştır ama..</p>
<p>Dava düşer ama Muhsini salmazlar. Hücre çekilecek gibi değildir, 2.5 metrelik deliği bir Dev-Yol lideri (Nasuh Mitap) ile paylaşırlar. Bir kere bile hır niza çıkmaz, kodes arkadaşını korur kollar. Neticede o da etten kandan, insan ya insan!</p>
<p> </p>
<p>MEDRESE-İ YUSUFİYE</p>
<p>Ara sıra alır kafese kapatırlar. Burada dimdik duracak, sadece tavana bakacaksın. Hazır ol! Rahat! Uygun adım marş! Ayağın mı tutmadı yat! Jop, kayış, sopa&#8230;</p>
<p>Hey sen İzmir Marşını söyle.</p>
<p>Tamam şimdi İstiklal Marşına başla!</p>
<p>O marş için canını verir hâlbuki, iyi de böyle olmaz ki ama&#8230;</p>
<p>Tuvalete giderken bile merasim adımı&#8230; Sol, sol&#8230; Sol, saa, sol!</p>
<p>Askerler özellikle sosyalistler arasından seçilmiştir, ki terhis olunca anlatsınlar. Aga Muhsin faşistini bi süründürmüşüm sorma!</p>
<p>Yemek ağza alınmayacak kadar özensizdir, nerde kokmuş ekşimiş varsa kazana&#8230; Kaplar pis mi pis, adeta iğrendirmeye çalışırlar.</p>
<p>Kendi karavanadan yer ama arkadaşlarına kantinden ısmarlar.</p>
<p>Hazıra dağ mı dayanır, neticede para biter, çay bile söyleyemez olurlar.</p>
<p>Ama adları sanları vardır, madara olmayacaklardır. Kalkar bundan böyle bizim çayımız da ince belli bardakla verilsin yoksa&#8230; Kabul edilmez. İçmiyoruz o zaman!</p>
<p>Sureta boykot&#8230; Bunca komünistin içinde mangır kalmadı diyecek değildir ya.</p>
<p>Zaman zaman Avrupadan komiteler gelir işkence iddialarını soruştururlar. İçlerinden biri bile çıkıp devleti yabancıya şikayet etmez, kol kırılır yen içinde kalır o hesap.</p>
<p>Muhsin Beye isnat edilen suçlar mesnetsizdir Avukatı Şerafeddin Yılmaz tahliye istemeye hazırlanır.</p>
<p>Aman abi der sakın ha! Ben çıkarsam bu çocuklar yıkılırlar. Zindanda olduklarını anlayamadılar daha&#8230;</p>
<p>Dağ gibi bir insandır o. Hani büyüklüğü çıktıkça anlaşılanlardan&#8230;</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Öyle anaya can feda</p>
<p>Ortaokul yıllarında babası bir şeye kızıyor. Sana artık okul mokul yok, yarından tezi yok tarlaya!</p>
<p>Sabah çifte çubuğa çıkacaklar. Anne diz çökmüş kapıda Efendi Muhsinimi okula yolla. O güzel şeyler yapacak. Bak seni Allaha havale ederim yoksa! Hanımını bilmez mi? Gönlü yanıklardan. Ellerini açtırmaya gelmez. Ahı tutar mı tutar.</p>
<p> </p>
<p>Gülenler ağlayanlar</p>
<p>Yıllar sonra arkadaşlarıyla bir araya gelir eskilerden anlatırlar. Güle güle ölürler, kahkahaları dışarı taşar. Konuklar ayrıldıktan sonra hanımı sorar. Neydi o muhabbet öyle?</p>
<p>- Hiiiç&#8230; Mamak hatıralarını anlattık da&#8230;</p>
<p>- O sizi güldüren şeyler, bizi ne kadar ağlattı biliyor musun zamanında!</p>
<p> </p>
<p> </p>
<p>Hayırdır inşaallah</p>
<p>Ölümünden evvel sevenlerinden biri geliyor. Sizi rüyamda gördüm başkan diyor helikopteriniz havada paramparça&#8230;</p>
<p>Gülüyor: Hayra yor, hayra!</p>
<p>Tek hayır geliyor aklıma&#8230;</p>
<p>Şehittir inşaallah!</p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/images/PDF/haber/31.01.2010muhsin.jpg" alt="" width="595" height="299" /></p>
<p><img class="alignnone" src="http://www.turkiyegazetesi.com/images/PDF/haber/31.01.2010muhsin1.jpg" alt="" width="250" height="286" /></p>
<p> </p>
<p> <a href="http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=432118">http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=432118</a></p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.mehmettastan.com/o-dondu-biz-yandik.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>
