22 October 2018, Pazartesi 22:38:15 İletişim Formu

arapca 030

Kuzuluk Kaplıcaları TRT Arapça Kanalında Tanıtıldı…

 TRT Arapça kanalında’’Sağlık Rehberi’’ (Dalil Sıhhataka) adlı programda yayınlanmak üzere geçtiğimiz yıl Ekim ayında çekimleri yapılan Kuzuluk Kaplıca Evleri ve Kuzuluk Termal Otel’in tanıtımı geçtiğimiz Cuma günü saat 12.30 ve tekrarı 04.30’da olmak üzere TRT Arapça kanalında iki kez yayınlandı. Programda Kuzuluk Kaplıca Evleri ve Kuzuluk Termal Otelin tanıtımına beş dakikalık yer verildi. Yapımcılığını Kırmızı Misket şirketinin yaptığı program Kanal 24 gece moderatörü Fuat Kozluklu ile birlikte çekilmişti. Programın sunuculuğunu Faslı Raşide El Fatımevi’nin yaptığı program içeriğinde Kuzuluktan genel görüntüler, tesislerin tanıtımı, şifa bulmak için tesislere gelen misafirlerle yapılan röportajlar oluşturdu. Fas’lı sunucu Raşide El Fatimevi’nin tesisler hakkında bilgilendirme sorularını ise Kuzuluk Kaplıca Evleri Genel Müdür Yardımcısı Mehmet Taştan cevaplandırdı.  

arapca 034

arapca 023

 

arapca 030

 

 

http://www.akyazihaber.com/akyazi-haber-kuzuluk-termal-trt-arapca-kanalinda-568-4.html#haber_detay

http://www.medyabar.com/haber/14822/kuzuluk-trt-arapca-kanalinda.aspx

http://www.ihlassondakika.com/detail.asp?id=263162

http://www.sakaryadan.com/news_detail.php?id=8078

http://tatilcileriz.com/haber_detay.asp?haberID=605

Özal ve devlet adamlığı

Ekleyen zmtadmin On Nisan - 18 - 2010 Yorum Ekle

gunun_YAZISI1

İsmail KAPAN

Çok bilinen o klasik cümle ile başlayalım: Her siyasetçi devlet adamı değildir… Peki devlet adamlığının özellikleri nedir? Bilgili, basiretli, cesaretli, kararlı, samimi, fedakâr, etkili; kısacası yüklendiği misyona uygun olarak, herkesten daha geniş vizyonlu ve bu vizyona paralel biçimde düşüncelerini hayata geçirmek için gerekli riskleri almaktan çekinmeyen kişidir devlet adamı… Vefatının 17. yıl dönümünde, dün merhum Turgut Özal’ın kabri başına binlerce kişiyi cezbeden şey, hiç şüphesiz onun devlet adamlığı özellikleri ve dolayısıyla halkın gönlünde taht kurmuş olması idi.

Özal’ın her biri devrim niteliğinde olan icraatını tek tek sayacak değiliz elbet! Amma velakin Türkiye’ye pek çok ilki yaşatan, pek çok yeniliği getiren; o güne kadar kimsenin telaffuz etmeye cesaret edemediği sözleri söyleyen kişi idi Rahmetli Özal…

Başbakan Erdoğan, dün bazı edebiyatçı ve yazarla yaptığı toplantıda şunları söyledi; “Elbette eksikler var, elbette ideale ulaşmış değiliz ama, artık dün konuşulamayanların serbestçe konuşulduğu, dün dokunulamayanların dokunulduğu, Türkiye’nin her meselesinin demokratik bir olgunluk içinde tartışılabildiği bir sürecin, devam eden bir sürecin içindeyiz…” dedi. Başbakan Özal’ın vefat yıl dönümüne işaret edince, birden Özal’lı günlere gitti aklım… Mesela: “Kürtçe konuşmak yasaktır…” kararnamesini çıkaran, 12 Eylül ihtilal yönetiminin başı olan Kenan Evren’in de hazır bulunduğu; kızının düğününde İbrahim Tatlıses’e, “Bir tane de Kürtçe söyle artık…” diyen Özal’dı! (Yanlış hatırlamıyorsam, Evren bunun üzerine salonu terk etmişti…)

1983’te Özal iktidara geldiğinde, ihtilal ortamı devam ediyordu ve kendisi başbakan olarak protokolün ancak 16. sırasında yer alıyordu… Ama o kısa zamanda inisiyatifi ele aldı ve çok geçmeden bütün tabulara tek tek dokunmaya başladı. Merhum Özal ‘Kürt meselesi’ için, “Federasyon dahil her şeyi konuşalım” (şüphesiz federasyonu kabul edecek veya ona geçit verecek değildi!) dediğinde; o güne dek hiçbir siyasi kişi, açıkça ‘Kürt meselesi’ni telaffuz etme cesaretini dahi gösterememişti.

Daha sonra Demirel, “Kürt realitesini tanıyoruz…” beyanında bulundu ancak, gerisini getiremedi. Şayet Özal’ın yirmi sene önce ortaya koyduğu vizyona uygun şekilde, bir politika sürdürülebilseydi, belki de binlerce vatandaşımız terörden hayatını kaybetmemiş olacaktı. Ne yazık ki kendi ifadesiyle, siyaseti bir “Rodeo oyunu” zanneden ve bu oyunda boğa veya at üzerinde en fazla süre kalmayı başarı addeden Sayın Demirel’den; böyle bir politik açılım beklemek beyhude idi.

Sayın Erdoğan’ın; “Statükoyu sürdürmek artık mümkün de değil, Türkiye’nin menfaatine de değil. Biz idareyi maslahat yapmayı, durumu idare etmeyi, suya sabuna dokunmadan iktidarda kalmayı bir politika olarak görmüyoruz…” sözü, Özal’ı anma gününde, bana çok ferahlık verdi. Allah Rahmet eylesin!..

İmâm-ı Rabbânî (Rahmetullahi Aleyh)

Ekleyen zmtadmin On Nisan - 18 - 2010 Yorum Ekle

gunun_sozu

 

Dünya malına ve mevkisine kavuşmak için uğraşıp da, ansızın bırakıp gidenlerden ibret almalıdır.

İmâm-ı Rabbânî (Rahmetullahi Aleyh)

s119790583808_5224

Prf.Dr.Ramazan AYVALLI

Mısır’daki tarihî ve turistik eserlerden bazıları…

 

?Mısır’da gerek yerli, gerek yabancı insanların dikkatini çeken pek çok şey vardır. Nitekim ziyâretler esnâsında yüzlerce, hattâ binlerce insanın oraları görmek için geldiği müşâhede edilmektedir. Tabîî ki Mısır’da pek çok eser bulunduğu için, her biri hakkında ancak kısa kısa bilgiler verebileceğiz…

 

NÎL NEHRİ

Kuzeydoğu Afrika’da bulunan ve 6.640 kilometre?lik uzunluğu ile dünyânın en uzun, 3.200.000 km2 su alma alanı ile dünyânın üçüncü büyük nehri olan Nîl Nehrinin, gerek kayık gezintisinde, gerek Burcu’l-Kâhire’den (Kâhire Kulesi’nden) Mısır için ne kadar hayâtî ehemmiyeti hâiz, çok güzel ve muhteşem olduğu açık-seçik görülmektedir…

 

PİRAMİTLER

Eski Mısırlılar tarafından kral mezârları olarak inşâ edilen, kare tabanlı, üçgen kenar yüzleri en zirvede birleşen, tipik bir duvar işçiliğine sahip olan Piramitler (el-Ehrâm), dışarıdan görüldüğü gibi basît birer yapı değildir, iç bölmeleri oldukça teferruâtlıdır. Zâten dünyânın 7 hârikasından birincisi sayılmıştır.

Piramitlerin nasıl inşâ edildiği henüz anlaşılamamış ise de, yapılışı ile ilgili bazı tahmînler yürütülmektedir. Piramitlerin katlar hâlinde inşâ edildiği, her kat bitince etrafının doldurulduğu sanılmaktadır. Piramitlerin büyüklüğü ve o günkü teknik imkânlar düşünüldüğünde, görenleri hayrette bırakmaktadır. Tahmînen bir piramit, ağırlığı 2-30 ton arasında değişen 2.300.000 blok taş ihtivâ eder.

M.Ö. 1. asırda yaşayan Yunan tarihçisi Herodot‘un verdiği bilgiye göre, bir piramit inşâatının temelini hazırlamak on sene, yükseltmek ise yirmi sene sürmüş ve burada 30 sene boyunca devâmlı 100.000 kişi çalıştırılmıştır.

Mîlâttan önce yaklaşık 2590-2568 yılları arasında yaşayan Keops’a ait el-Cîze (Gîza=Gîze)’deki Khufu (Keops) Piramidi en büyüğüdür. Taban genişliği 230.43 metre, yüksekliği 146.76 metredir. Gîze’deki diğer iki büyük piramit ise, Khafre (Kefren) ve Menkûre (Mikerinos) piramitleri olarak bilinir.

İnşâat, eski Mısırlıların inancına göre ölümden sonraki hayâtın ihtiyaçlarını görecek bir şekilde planlanmıştır. Birkaç piramit grup hâlinde yerleştirilmiştir. Merkez piramit krala aittir. Doğu kısımda ibâdetlerin yapıldığı ma’bed bulunur. Eski Mısırlılar, tanrılarına adadıkları kurbânlarını burada keserlerdi. Kralın mezârı etrafında da, kralın en yakın idârecilerine âit diğer mezârlar bulunur.

Mısır’da piramit yapımı Yeni Krallık döneminde (M.Ö. 1570’te) terk edilmiştir.

 

AMR BİN ÂS CÂMİİ

Hazret-i Ömer’in hilâfeti zamânında, Mısır fâtihi ve vâlîsi olan Eshâb-ı kirâmdan Amr bin Âs tarafından, bugün Kâhire ile birleşmiş olan Fustât’ta yaptırılmıştır. [Mısır’ın fethi, hicretin 21. yılında müyesser olmuştur. Amr bin Âs, İslâm ordugâhının yerine bu câmiyi yaptırmıştır. Yerinde eski ve harap bir Kopt manastırı olduğu söylenir.]

Amr bin Âs Câmii, aynı zamanda Afrika’nın ilk câmii ve medresesi sayılır. Mısır âlimleri burada fahrî olarak ders verirdi. Haftada iki gün kâdılar burada da’vâ dinlerdi.

Câminin kıble duvarının sol köşesinde câmiyi yaptıran Amr bin Âs hazretlerinin oğlu ve Eshâb-ı kirâmın ileri gelenlerinden Abdullah‘ın kabri bulunmaktadır. [Türbe, ahşap bir maksûre ile çevrili, üstü kubbe ile örtülüdür.]

Câmi çeşitli dönemlerde çeşitli ta’mîrât görmüş, yenilenmiş, genişletilmiş, ona mihrâb, minber, sütun, kapı, revâklar gibi ilâveler yapılmış ve dört de minâre eklenmiştir. Bunlar, İslâm dünyasındaki ilk minârelerdir.

Zelzelelerde harâb olan câmi, yine muhtelif târihlerde ta’mîr ettirildi. 1303 senesinde yaptırılan alçı mihrâb günümüze kadar intikâl etti.

Osmânlı vâlîsi Bayram Paşa tarafından 1623 yılında, Memlûk beylerinden Murâd Bey tarafından da 1797 senesinde câmi ta’mîr ettirildi.

Zamanla yine harâb olan câmi, Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın emriyle tekrâr ta’mîr edildi. 20. asır başlarında çok harap düşen câmide sadece yılda bir defa namaz kılınabiliyordu. 1977 senesinde Mısır Vakıflar İdâresi câmiyi yeniden ta’mîr ettirdi.

Amr bin Âs, 43 (m. 664) senesinde Kâhire’de vefât etti. Kabrinin Cebel-i Mukattam’da olduğu rivâyet edilmektedir.

 

 

?Mısır’daki bazı târihî eserler -2-

 

?Kâhire’de Fâtımîler zamanında yaptırılmış ve “CÂMİܒL-EZHER” diye bilinen câmi ve yanındaki medrese, İslâm dünyâsının en köklü ilim müesseselerinden ve dünyânın en eski üniversitelerindendir.

Fâtımîlerin Mısır’ı işgâlinden sonra 970’de inşâsına başlanıp iki senede tamamlandı. Fâtımî Halîfesi’nin emriyle Fustât’ı fethederek yakınına Kâhire’yi kuran vezîri ve kumandânı Cevher es-Sıkıllî (es-Saklâbî) tarafından 970-972 yılları arasında şehrin cuma câmii olarak yaptırılmıştır. “Çok parlak” ma’nâsına gelen “Ezher” ismi, Hazret-i Fâtıma’nın “Zehr┠lakabından ilhâmla konulmuştur. Ezher Medresesi, Fâtımîler tarafından Şîa mezhebinin öğretilmesi ve propagandası için kurulmuştur.

Memlûkler zamanında “Ezher” bir külliye hâlini aldı. 1309 senesinde ana kapının sağında Şâfiî fıkhı okutulmak üzere “Taybarsiyye Medresesi” yaptırıldı. Çok değerli mermer işleme ve süslemeleriyle meşhûrdur. Osmânlıların esâslı ta’mîr ettiği bu medrese, bugün Ezher Üniversitesi Kütüphânesi ve Lecnetü’l-Fetvâ (Fetvâ Hey’eti) olarak kullanılmaktadır.

 

KÜLLİYE HÂLİNİ ALDI…

Sultan Baybars zamanında 1440 senesinde câmiye bitişik olarak yaptırılan “Cevheriyye Medresesi” ile Ezher tâm bir külliye hâlini aldı. Osmânlılar da “Ezher Külliyesi”ne alâka gösterip ta’mîr ettiler; talebe ve hocalarına ihtimâmda bulundular. Ayrıca İslâm dünyasının çeşitli beldelerinden gelen talebelerin ücretsiz kalması için ayrı ayrı yurt binâları inşâ edilmiştir. Bugün beş minâresi, dokuz kapısı, altı hamâmı, üç şadırvanı, altı sarnıcı, üç medresesi, yirmi dokuz revâkı, etrâfında teşekkül eden on üç mahallesi ile İslâm dünyâsının en mühim tahsîl müesseselerinden ve mi’mârî eserlerinden birisi sayılır.

Ezher, Fâtımî Devleti’ni yıkıp Mısır’da yeniden Sünnî hâkimiyetini kuran Eyyûbîler zamânında, eski husûsiyetini kaybetti. Memlûklerden i’tibâren Ehl-i Sünnet i’tikâdı üzere ilim tahsîli yapılan bir üniversite hâline geldi. Çok kıymetli İslâm âlimlerinin ders verip, talebe yetiştirdiği bir ilim müessesesi oldu.

Bilhassa, doğudaki İslâm ülkelerinin Moğollar tarafından işgâli, İspanya Müslümânlarının da Hristiyânlar tarafından katli üzerine İslâm âlimleri, ilim öğretmek için en sâkin yer olarak Mısır’ı seçtiler. Bunda, Memlûklerin zamanın en kuvvetli İslâm devleti olmasının da büyük rolü oldu.

İngilizlerin Mısır’ı işgâli üzerine Mısır Müftülüğüne getirilen Muhammed Abduh, üniversitenin ders programında reformlar yapmış, bu reformlar hem müessesenin an’anevî husûsiyetlerini kaybetmesine, hem de seviyesinin düşmesine yol açmıştır. Bu arada dünyâda revaç bulan ve İslâm modernizmi denilen düşüncenin merkezi hâline gelmiştir.

“Ezher Şeyhi” denilen bir rektörün idâre ettiği “Câmiatü’l-Ezher (Ezher Üniversitesi)” bünyesinde pek çok fakülte, yüksek okul ve enstitü vardır. Eskiden ders sırasında talebeler, hocanın etrafında yarım dâire şeklinde diz çökerek otururlardı. Üniversitenin ihtiyaçları, vakıflar sâyesinde karşılanırdı. Ayrıca herkesin faydalandığı büyük bir Kütüphânesi de vardı.

 

DÎNÎ TEDRÎSATIN YANINDA…

Ezher Üniversitesi’nin modern bölümü, 1908 senesinden itibaren eğitim ve öğrenime başlamıştır. Zamanımızda burada öğretim ilk, orta ve yüksek olmak üzere üç kademeye ayrılır. İlk kısma alınan talebe başarılı olursa, sırayla tahsîline devâm eder. İbtidâî (ilk) kısmı bitiremeyen talebeler, bu okulda okuyamazlar. Ya’nî dışarıdan bu üniversiteye öğrenci alınmaz. İlk (iptidâî) kısmın öğrenim süresi 4, orta kısmın 5, yüksek kısmın 4 senedir. Dînî tedrisât yapan fakülteler yanında Tıb, Eczâcılık, Ticâret, Zirâat, Edebiyat gibi 44 fakülte vardır. [Yalnız dînî tedrîsât yapan fakültelerin yanında, diğer fakültelerin de bulunması, bu üniversiteden diploma alan herkesin dînî konularda bilgi sâhibi sayılmayacağını göstermektedir.]

İslâm ülkelerinden pek çok talebenin okumak için rağbet ettiği Ezher Üniversitesinde beş binin üzerinde hoca, seksen binin üzerinde talebe vardır. Yetmiş altı ülkeden altı binin üzerinde yabancı talebe vardır. [İnşâallah öbür hafta da bu konuya devâm etmek istiyoruz.]

Kabirden çıkmak

Ekleyen zmtadmin On Nisan - 18 - 2010 Yorum Ekle

muammererkul

Muammer ERKUL

Üzeri bol çiçekli kalın çimenler serili her yere; bu tepeden, neredeyse ta karşıdaki bulutlara kadar. Mezarlığa doğru genişleyen cami bahçesindeki musalla taşında bir tabut; havlular, yazmalar örtülü… Dört oğul, iki damat, çok sayıda torun, akrabaları, köylüleri, bunca yıl elini öpenler ve eliyle pişirdiği ekmeğinden yiyenler saf tutmuş, namazını kalmakta: “Hatun kişi niyetine, buyurun cenaze namazına…”

*

Öğle ezanı okunmadan; derin bir dikdörtgen biçiminde açılmış, üzerine kürekler konmuş halde, sahibini koynuna almak için bekleyen mezarın başına gittim. Yalnızdım… İçine baktım, bir şeyler okudum…

Fadime annemizin (Fatma Aydoğdu) yolunun sonu işte burasıydı. Hatıralarını ardında bırakacak, amelini alıp şuraya saklanacaktı! Nasıl hatırlanır bir insan? Doksan yaşına varmış Fadime annemiz; bir iki ay öncesine kadar abdestini kendi alır, namazını kılardı… Son gününe kadar dili tesbih etti. Öyle çok ağrısı da olmadı. Uzun ömrünün sonunda ecel geldi “emaneti” usulca teslim aldı. Geride hatıraları kaldı: Namazını kazaya bıraktığına hiç şahit olmazdık… Hele dedikodu yaptığını hiç işitmedik ki ne zor iştir… Televizyonda açık kadın görse başını çevirirdi. Akşamları dokuz olunca Osman Hocayı dinler, sonra gider uyurdu. İnsanları ve hayvanları çok sever… Gidenin, gelenin önünden, ardından durmadan dua eder… Kimi bulsa yoruluncaya kadar Kur’an okutur ve hiç kıpırdamadan dinlerdi… 14 Nisan 2010 Çarşamba günü öğleden önce, yine Yasin-i şerif dinlerken, ağzında zemzem, son nefesini verdi…

*

Perşembe, öğlen… Mezarına indik. İki yanımda iki oğlu ve oğulları kadar sevdiğini iyi bildiğim ben; onu mezarına indirip yerleştirdik. Hatice annemi de bu ayın 23’ünde koymuştum toprağa; zaten ilk indiğim mezar anneminkiydi.

Mezara dört kişi iniyor hep ve üçü dışarı çıkıyor; okunan Fatiha’lar arasında…

Bu defa da ben; “çıkanlar” arasındaydım!

http://www.turkiyegazetesi.com/makaledetay.aspx?ID=439446


Copygiht © 2009 www.mehmetastan.com Mehmet TAŞTAN Kişisel Web Sayfası - Web Tasarım